VIAGRA nedir?

VIAGRA SATIŞ : alyansin@hotmail.com

uslu eczanesi

 

VIAGRA fosfodiesteraz tip 5 inhibitörleri adı verilen bir ilaç grubuna dahildir. Penisteki kan damarlarının gevşemesine yardımcı olarak cinsel uyarı sırasında kanın penise akımını sağlamak suretiyle etki gösterir. VIAGRA ancak ve sadece cinsel yoldan uyarılmanız durumunda doğal yolla sertleşme oluşmasına yardım eder. Sertleşme kusurunuz yoksa VIAGRA almayınız. Kadınlar VIAGRA almamalıdır.

VIAGRA'nın içinde ne vardır?

VIAGRA'nın aktif maddesinin adı sildenafil'dir. Her tablet sildenafil (sitrat olarak) içerir. VIAGRA film-kaplı tabletler mavi, yuvarlağımsı-elmas biçimindedir. Bir yüzünde "PFIZER" ve öteki yüzünde "VGR 25" yazıları vardır. Tabletler 4 tabletlik blister ambalajlarda kullanıma sunulmuştur.

VIAGRA niçin kullanılır?

VIAGRA erkeklerde sertleşme sorununda kullanılır. Sertleşme sorunu, bir erkekte cinsel aktivite için gerekli, penis sertleşmesinin sağlanamaması veya sertliğin korunamamasıdır.

VIAGRA HANGİ DURUMLARDA KULLANILMAMALIDIR?

Sizde aşağıdaki durumlardan biri varsa VIAGRA ALMAYIN:

Eğer nitrat veya amil nitrit gibi nitrik oksit veren maddeleri içeren İlaçlar (Nitrogliserin, isosorbid mononitrat, isosorbid nitrat, pentoeritritol tetranitrat, eritritil tetranitrat, isosorbid dinitrat / fenobarbital, amil nitrat veya nitrit, butil nitrat) kullanıyorsanız VIAGRA almayınız. Bu ilaçlar, sıklıkla angina pektoris (Koroner damar hastalığıyla ilgili göğüs ağrısı) için kullanılan ilaçlardır. VIAGRA bu ilaçların etkilerinde ciddi bir artışa neden olabilir. Bu ilaçlardan birini kullanıyorsanız doktorunuza söyleyiniz. Emin değilseniz doktor veya eczacınıza sorunuz.

Eğer VIAGRA'ya karşı alerjik bir reaksiyonunuz varsa VIAGRA almamanız gerekir. Alerjik reaksiyonlar bir döküntü, kaşıntı veya yüzde şişme, dudaklarda şişme veya nefes darlığı biçiminde olabilir eğer daha önce böyle bir olay yaşadıysanız doktorunuza söyleyiniz.

Eğer önemli bir karaciğer veya kalp sorununuz varsa.

Eğer kısa bir süre önce felç veya kalp krizi geçirdiyseniz ya da tansiyonunuz düşükse.

Eğer (retinitis pigmentosa) gibi belirli bir kalıtsal göz hastalığınız varsa.

VIAGRA kullanıyorsanız aynı anda başka erektil disfonksiyon ajanları ile birlikte kulanmamalısınız.

VIAGRA ne zaman ihtiyatlı olarak kullanılmalıdır?

Doktorunuza söylemeniz gerekenler:

Eğer orak hücre anemisi (kırmızı kan hücrelerindeki bir anormallik), lösemi (kan hücrelerinin kanseri), multipl myelom (kemik iliği kanseri), veya peniste her hangi bir hastalık veya biçim bozukluğu varsa.

Eğer halen mide ülseri veya (hemofili gibi) bir kanama bozukluğu varsa.

VIAGRA başka ilaçlar ile birlikte alınabilir mi?

Aldığınız diğer bütün ilaçları doktorunuza söylemeniz gerekmektedir. VIAGRA tabletleri bazı ilaçlarla, özellikle angina pektoris tedavisi amacıyla kullanılan ilaçlar ile etkileşebilir. VİAGRA KULLANMANIZA MÜTEAKİP ACİL BİR TIBBİ OLAYIN MEYDANA GELMESİ DURUMUNDA, SİZE MÜDAHELE EDEN VEYA TEDAVİ UYGULAYAN KİŞİYE VIAGRA ALDIĞINIZI SÖYLEMENİZ GEREKİR.VIAGRA ile birlikte başka ilaçları kullanmadan önce doktorunuza danışın. AIDS (HIV) gibi durumların tedavisi için, özel bir ilaç, proteaz inhibitörleri kullanıyorsanız, doktorunuza bildiriniz. VIAGRA, nitratların veya amil nitrit gibi nitrik oksit vericisi olan ilaçların etkilerinin ciddi biçimde artmasına neden olabilir. Bu ilaçlar sıklıkla angina pektoris (veya "göğüs ağrısı") tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçları kullanıyorsanız VIAGRA ALMAYINIZ.

VIAGRA Tabletleri nasıl alınmalıdır?

Doktorunuz hangi VIAGRA dozunun sizin için en uygun doz olduğuna karar verecektir. Doktorunuzun size söylediğinden fazla sayıda tablet almamalısınız. VIAGRA cinsel aktiviteden yaklaşık bir saat önce alınmalıdır. Tableti bütün olarak bir miktar suyla birlikte yutunuz. VIAGRA ancak cinsel yoldan uyarıldığınızda sertleşmeye yardımcı olacaktır. Cinsel olarak uyarılmadığınızda VIAGRA sertleşmeye yol açmayacaktır. VIAGRA'nın etki göstermesi için gereken zaman kişiden kişiye değişmekle birlikte, bu süre normalde yarım saat ile bir saat arasındadır. Ağır bir yemek yediyseniz VIAGRA daha geç etki gösterebilir. Fazla miktarda alkol alınması, sertleşme yeteneğini geçici olarak azaltabilir. Sertleşme yeteneğinin azalmaması için, cinsel aktiviteden önce alkol tüketmeyiniz. VIAGRA sertleşme sağlamaya yardımcı olmazsa ya da sertleşme cinsel ilişkiyi tamamlamaya yetecek kadar uzun sürmezse doktorunuza bildiriniz. VIAGRA günde bir defadan fazla kullanılmamalıdır.

VIAGRA her hangi bir istenmeyen etkiye neden olur mu?

VIAGRA tavsiye edilen dozlarda ve kullanım şartlarında bazı istenmeyen etkilere neden olabilir. Bu etkiler normalde hafif veya orta derecelidir. En sık görülen istenmeyen etkiler başağrısı ve yüzde sıcak basmasıdır. En az bildirilen istenmeyen etkiler hazımsızlık, başdönmesi, burun tıkanıklığı ve görmeyle ilgili geçici etkilerdir (renkleri karıştırma, göz kamaşması veya bulanık görme). VIAGRA günde bir defadan fazla alınırsa adalelerde ağrı oluşabilir. Seyrek olarak, VIAGRA aldıktan sonra uzun süreli ve bazen ağrılı sertleşmeler bildirilmiştir. Dört saatten uzun süren bir sertleşmeyi derhal doktorunuza haber veriniz. İstenmeyen etkilerden herhangi biri sizde varsa ve rahatsızlık veriyorsa, etkiler şiddetli ise veya tedavinin kesilmesine rağmen devam ediyorsa durumu doktorunuza bildiriniz. VIAGRA'nın bu broşürde yer almayan bir istenmeyen etkisini fark ettiyseniz lütfen doktorunuza veya eczacınıza söyleyiniz.

VIAGRA'nın dozu nasıl ayarlanır?

Viagra'nın çeşitli dozları vardır. (25, 50, 100mg). Eğer beklediğiniz sonucu elde edemediyseniz doktorunuzla görüşünüz. En iyi kararı doktorunuzla birlikte vereceksiniz.

  • Doktorunuzun tavsiyesinden fazla doz kullanmayınız.
  • Viagra'yı günde bir defadan fazla kullanmayınız.

    65 yaşın üstündeyseniz, ciddi karaciğer veya böbrek probleminiz varsa doktorunuz en düşük VIAGRA dozundan (25mg) almanızı isteyecektir. Eğer proteaz inhibitörü kullanıyorsanız, doktorunuz 25mg'lık VIAGRA dozunu önerecek ve iki günde bu 25mg'lıktan bir taneden fazla almamanızı tavsiye edecektir.

  • VIAGRA cinsel ilişkiden ne kadar zaman önce alınmalıdır?

    Viagra cinsel ilişkiden bir saat önce alınmalıdır. İlacı aldıktan 30 dakika sonra etkisi başlar ve 4 saat kadar ereksiyonunuza yardımcı olur. Ereksiyon siz cinsel olarak uyarıldığınızda olacaktır. Yağlı yemekler (örneğin hamburger ve patates kızartması) Viagra'nın etkisine başlamasını geciktirebilir.

  • Bize 'BİZ'i anlatacak mezar taşları

    Bize 'BİZ'i anlatacak mezar taşları



    Terörün insanlarımız arasına nifak tohumu saçarak kardeşi kardeşe kırdırma planı yaptığı şu günlerde bizi kendimize getirecek en güzel çağrılardan biri. Mutlaka okumalısınız!

    30 Ekim 2007 16:55
                
    Bize 'BİZ'i anlatacak mezar taşları

    Ne zaman Güneydoğu’dan şehit Mehmetçik haberi gelse, ülkemin herhangi bir köşesinden bir yiğidimizi daha kaybettiğimizi öğrensem Zığındere şehitliğini hatırlarım… Kalbim ağlar sessizce…

    Çanakkale’de yan yana yatan, kaderleri birlikte çizilmiş bu diyarın dört bir yanından gelen kahramanları gözümün önüne getiririm. Eminim bu haberleri duymak onları da rahatsız ediyor. Hele hele torunlarından bazılarının ırkçılığı öne çıkarıp asıl değerlerine ihanet ettiklerini gördüklerinde…

    Ziyaretlerinizde her zaman, nereden geldiği belli olmayan tatlı bir esinti karşılar sizi, Gelibolu yarımadasındaki Zığındere Sargıyeri şehitliğinin kapısında…

    Adeta farklı bir yere geldiğinizi hissettirir…

    Daha içerideki kitabede yer alan sevgili Peygamberimizin (S.A.V.) sözleri, Kuran-ı Kerim’den bir ayet ve üstad Mehmed Akif Ersoy’un Çanakkale şehitlerine şiirinden birkaç dize, düşünen insanı şöyle bir kendine getirecektir eminim…

    Hemen önünüzde yükselen mütevazı anıt ve Osmanlı Devleti’nin dört bir yanından gelen, doğru dürüst mezarı bile olmayan binlerce silah arkadaşını temsil eden şehitlerimizin özenle dizilmiş albayrakla süslü mezar taşları…
    Burayı her ziyaret edişimde bıkmadan, usanmadan okurum o taşları, o isimleri…

    Benim için Çanakkale'deki gösterişli bir çok anıttan çok daha değerlidir onlar...

    Lütfen sizler de dikkatli bakın o mezar taşlarına. Bütün ideolojilerinizi, bakış açılarınızı, görüşlerinizi, şu kritik günlerde sabahtan akşama kadar kafanızın içine doldurulan bir sürü bilgileri bir kenara koyun.
    Bakın işte hemen solunuzdaki sıraya… Hakkari Şemdinli’den Yahya oğlu Turgut…

    Silivri’den Maksut oğlu Rüstem… Mahsun…

    Yattığınız o toprakta aslında o kadar çok şey söylüyorsunuz ki bizlere…

    Peki ya sen Hakkari Yüksekova’dan Şaban oğlu Emin…

    Hadi anlatsanıza bizlere, torunlarınıza…

    Isparta-Uluborlu’dan Cevad oğlu Bahaddin…

    Kütahya Emet’ten Yusuf oğlu Yasin…

    Mardin Kızıltepe’den Aziz oğlu Mahmud…

    Fethiye’den Rükneddin Oğlu Himmet…

    Adıyaman Gerger’den İbrahim oğlu Ahmet!!

    Sizler… Dünyayı şöyle bir sallayan kahramanlar… Nasıl yatarsınız burada sakin sakin…

    Hadi kalkın ama…

    Çünkü ben dirilerden ümidi kestim…

    Desenize bizlere…Hangimiz haksızlığa uğramadık ? Hangimiz bağrımıza taş basmadık?

    Sizler değil miydiniz? Halife cihad ilan ettiğinde arkasındaki nedenleri hiç sorgulamadan bu çağrıya uyan…

    Sizler değil miydiniz Çanakkale’de Zığındere’de makinalı tüfeklerin namlularının ucunun kızardığı, şarapnellerin, kolların, bacakların kan yağmuru altında havada uçuştuğu, Bursalı Mehmet Nihat’ın:

    “Siperler muharebede derin birer mezbaha halindeydi…. Bombardıman o kadar müthiş olurdu ki bu ateşin altında ileri hatlarda canlı insan kalacağına ihtimal verilmezdi.” dediği o dehşetli tablonun kahramanları…

    Anlatsanıza İngilizler tarafından şehid edilen arkadaşlarınızın intikamını almak için ettiğiniz yeminleri…

    Ya sen 57. Alay şehitliğinde yatan 4. Bölük Komutanı Diyarbakırlı Teğmenim Şevki… Arıburnu’nda Anzakların döşediği lağım patlayınca havaya uçanların memleketleri nereydi acaba? Anlatsana neler hissettiğini bizlere?

    Anlatsanıza… Sarıkamış’ta birlikte donduğunuzu… Beyaz ölümün bile hiçbirinizi ayırmadığını… Açlıktan bir deri bir kemik kalmış, soğuktan kirli gri renge dönüşmüş hareket etmeye mecali olmayan ellerinizle hep birlikte at pisliğinin içinde ağzınıza atacak bir arpa tanesi aradığınızı… Ağrı Patnos’tan Mesut oğlu Yusuf… Afyon Davulca’dan Dedeoğlu İhsan...
    Haykırsanıza aslanım, tifüs binlercenizi kırıp geçirirken bile ayıramadı ya sizi…

    Van - Başkale'den Selahaddin oğlu Duran! Sizler değil miydiniz? Yozgat’lı Ziveroğlu Ahmet’le beraber köyünüzde nişanlınız, sözlünüz , gözü yaşlı sevdiceğiniz yolunuzu beklerken Galiçya’da Polonyalı kızlara aşık olan… Öz be öz düşmanınız Rusların siperlerine gidip karşılıklı çay içen , sonra kendi siperinize dönüp yeniden bombardımana başlayan…
    Anlatsanıza o cehennemi sıcaklarda günlerce aç, susuz bir halde çölü geçerek bir Donkişot misali Süveyş kanalına saldırdığınızı… Filistin’de, Nablus’ta , Tulkarim’de Türk, Kürt demeden General Allenby’nin süvarilerine hep birlikte teslim olduğunuzu… Esir kamplarında bin yıldır birlikte yaşadığınız vatanınızın, evinizin, Anadolunuzun hasretiyle yanıp tutuştuğunuzu…

    O kadar aşıktınızki bu topraklara…

    Ordu Perşembe’den Ethem oğlu Rıfkı, Tunceli-Hozat’tan Velioğlu İbrahim, Samsun’dan İdris oğlu Baki, Urfa’dan İbrahim oğlu Abdülkerim…

    Trabzon’dan Üsteğmen Ethem oğlu İdris…

    Siz değil miydiniz? Mustafa Kemal Paşa hepinizi göreve çağırdığında her bir yandan koşup gelen… Afyon Kocatepe’de hep birlikte Allah’a dua edip işgalci Yunan askerine Dumlupınar’ı dar eden? Ya da Fransızları güneyden kovan?

    Lütfen kalkın kahramanlar... Bu ülkenin insanları daha önce alevi-sünni, sağcı-solcu diye birbirine düşman edilirken şimdi Türk-Kürt diye mi kırdırılacak?

    Sesiniz ta Kandil dağı'ndaki terör kamplarında duyulsun! Söyledikleriniz bu milletin bütün fertlerinin şuuruna işlesin!

    Terörist kamplarının hiçbir şekilde sivillere zarar vermeden yok edilmesinin hedeflenmesi gerekirken “Erbil’i dümdüz edelim! , Musul’u da Kerkük’ü de alalım!” çığlıkları atan, şehit sayısını çok daha artıracak mantık dışı hareketlere çağıranlara, ırkçı vurgular yapan, teröristle vatandaşını ayıramayıp rencide edici sloganlarını söyleyip, yazılar yazanlara karşı da gerekli cevabınızı verin.

    Lütfen dirilin artık !

    Bu toplum, en büyük amacı karşılıklı ırkçılığı körüklemek olan (bunu bugüne kadar her şeye rağmen başaramayan, ancak tohumlarını atan) PKK terör örgütünün (ve tabi ki destekçilerinin) oyununa asla gelmemeli!

    Öyleyse ne duruyorsunuz mezarınızda…

    Tarihçi-Yazar Dr. Tuncay Yılmazer
    www.geliboluyuanlamak.com 

    Ben - Nevüz

    Ben - Nevüz

         
    Tıpta “Nevüs”, halk arasında “Ben” adı ile anılan deri oluşumları, çok farklı görünümde ve yapıda olabilmekle beraber, genellikle kastedilen; yuvarlak veya oval deriden hafif kabarık 3-5 mm büyüklükte, siyah-kahverengi sertçe yapılardır. Bunlar; pigment üretici hücreye çok benzeyen özel hücrelerin deri içinde bir alanda yuvalanması sonucu gelişirler. Doğuştan itibaren var olabilecekleri gibi çoğu çocukluk döneminde, bir kısmı da sonraki bir zamanda ortaya çıkarlar. Benler 2 nedenle tıbbi açıdan önem taşırlar;
    - Bazı ben tiplerinin zamanla malignleşme (kötü huylu bir şekle dönme) riskine sahip olması,

    2- Pigment üretici hücrelerden gelişen “Melanom” adındaki malign oluşumunun iyi huylu bir ben olarak algılanıp tedavisiz bırakılması.

    Bu nedenle risk taşıyan benlerin özelliklerinin ve bir bende rastlanabilecek hangi değişimlerin önemli olduğunun bilinmesi gerekir;

    · 0.5-1 cm’den büyük olması

    · Sınırın girintili çıkıntılı asimetrik olması

    · Rengin alacalı olması (yer yer siyah, kırmızı, kahverengi, beyaz)

    · Ayak tabanı, el ayası ve parmak uçlarında yer alması

    · Sayılan bu özellikleri taşıyan benlerin ailede de olması

    · Geçmişte zaman zaman yanık yapacak şekilde yoğun güneşlenmelerin olması

    Var olan bir benin;

    · Neden yokken kanaması

    · Üzerinde ülser gelişmesi

    · Rengin hızla koyulaşması

    · Rengin etrafa yayılması (veya etrafta beyazlanma olması)

    · Kaşınma, acıma gibi belirtilerin olması

    Günümüzde malign melanom için en etkin tedavi, olabildiğince erken teşhis edilip cerrahi olarak etraflıca çıkarılmasıdır. Başlangıçta ve sonra zaman zaman yayılma olasılığına karşı gerekli incelemeler yapılır. Bir bene cerrahi girişim uygulandığında malignleşebileceği veya yayılabileceği inanışı YANLIŞ ve maalesef yaygın bir inanıştır. Ben veya bene benzeyen oluşumlarla ilgili herhangi bir kuşkuda sağlık kuruluşuna başvurmak en doğru davranış olacaktır.
    Tags: Add more tags...,

    Testis Hastalıkları

    Testis Hastalıkları

         

    VARİKOSEL



    Skrotum içinde pleksus pampiniformisi oluşturan venlerin genişlemesi ve kıvrımlarının artmasıdır. Genellikle ergenlikten sonra ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık %10 oranında görülür. Varikosel genellikle sol tarafta görülür. Bunun nedenleri;
    1. Sol spermatik ven sağa oranla daha uzun yol katederek vena kava inferiora ulaşır.
    2. 2. Sol spermatik ven dik açı ile sol renal vene açıldığı için drenaj daha zordur.
    3. 3. Sol spermatik ven yetersiz valvüler yapıya sahiptir.
    4. 4. Sol spermatik ven superior mezenterik arterin baskısına maruz kalarak drenajı güçleşmektedir.
    Sağ tarafta görülürse böbrek tümörü veya retroperitoneal tümörler akla gelmelidir. İleri yaşdaki erkeklerde sol tarafta aniden varikosel gelişmesi de bu tip bir tümörün geç belirtisi olabilir. Varikoselin yatar pozisyonda kaybolmaması da bu sebepleri düşündürmelidir.

    Varikosel bazen kasığa vuran künt ağrıya ve testisde çekilme hissine neden olabilir. Ayakta uzun süre kalındığında ağrı artar, yatmakla azalır. Muayene tanı koymada genellikle yeterlidir. Muayenede dilate, torsiyöz venler hissedilebilir. Varikosel I. dereceden IV. dereceye kadar derecelendirilmektedir. I. derecede ıkınmayla damarlar belirginleşir, II. derecede damarlar orta kalınlıkta, III. derecede damarlar ileri derecede kalınlaşmış, IV. derecede ise damarlar çok genişlemiş, kıvrımlar çok büyük yumaklar yapmıştır ve bozulmuş dolaşıma bağlı testislerde ufalma görülebilir. Hasta yatırıldığı zaman pleksus pampiniformis boşalmakta ve ven pakeleri kaybolmaktadır. Kaybolmadığı taktirde böbrek tümörü, retroperitoneal veya intraperitoneal bir tümöre bağlı sekonder varikosel düşünülmeli ve İVP, karın ultrasonografisi, bigisayarlı tomografi gibi daha ileri tetkikler planlanmalıdır.

    Varikoseli tespit edilen hastalarda spermogram spermlerin sayısı, hareketliliği ve yapıları araştırılmalıdır. Varikosellilerin yaklaşık yarısından fazlasında sperm sayısı ve hareketliliği düşmüş, sperm yapıları bozulmuştur. Bu vakalarda yüksek oranda infertilite (kısırlık) gelişir.

    Ağrısız varikosellerde, testislerde ufalma yapmayan ve infertiliteye (kısırlık) neden olmayan varikosellerde tedaviye gerek yoktur. Varikosel ağrı yapıyorsa, testislerde ufalmaya ve infertiliteye neden olmaş ise cerrahi tedavi gereklidir. En etkili cerrahi girişim internal ve eksternal spermatik venlerin bağlanmasıdır.
    Bir sperm hücresinin yapılmaya başlaması ile olgunlaşıp depo edilmesi arasında 75-90 gün gerektiğinden sol spermatik ven ligasyonundan ortalama 3 ay sonra sperm hücrelerine ait bozukluklar düzelmeye başlar.




    .

    HİDROSEL


    Hidrosel, testisi saran zarlar arasında normalden çok daha fazla sıvı toplanmasıyla torbanın ileri derecede şişmesi durumudur. Normal olarak bu aralıkta testisin kayganlığını sağlamak için 0.5-1.0 ml sıvı bulunur. Hidroselde ise bu sıvı miktari 200- 300 ml hatta bazen çok daha fazla olur. Hidroselin 4 şekli vardır;

    Erişkin hidroselinin iki şekli vardır.

    Basit hidrosel : Tek taraflı, büyüyüp küçülmeyen, ağrısız, çok büyük boyutlara ulaşabilen, nedeni kesin olarak bilinmeyen, gergin, oval şekilli hidrosellere basit hidrosel denir.

    Semptomatik hidrosel genellikle erişkin yaşlarda skrotal bir patoloji sonucu meydana gelir. Akut epididimit ve akut orşit sonucu emilenden daha fazla miktarda sıvı salgılanması sonucu olur. Testis tümörlerinin % 10-15’inde kronik hidrosel gelişebilir. Hidroselin tek tedavisi cerrahidir.


    SPERMATOSEL

    Testisin üzerinde ve arkasında yer alan, küçük, ağrısız kitlelerdir. İçerisinde ölü spermler bulunan kistik bir oluşumdur. Spermlerin birikmesi sonucu kistik yapı meydana gelmektedir. Nedeni bilinmemektedir. Ağrı yapmaz. Hasta skrotumun içinde testisden ayrı, testisin arka üst tarafında bir sertlik veya şişlik olduğunu fark eder. Muayene ve ultrason ile tanı koyulur. Büyük hacimlere ulaşmadığı taktirde tedaviye gerek yoktur. Çok büyürse ameliyatla çıkarılır.

    ORŞİT



    Değişik mikroorganizmaların kan yoluyla testise ulaşması sonucu gelişen testis enfeksiyonudur. E. Coli, stafilokok, streptokok, klebsiella ve psödomonas en sık rastlanan mikroorganizmalardır.


    Özellikle kabakulak orşiti sık görülmesi nedeniyle özel dikkat gerektirir. Puberteden önce oldukça nadirdir. Kabakulak orşitleri parotitislerin %20-35’inde görülür. Bazen parotit olmadan da orşit görülebilir. Genellikle parotitisden 3-4 gün sonra başlar, skrotum eritemli ve ödemlidir. Ateş 40 dereceye ulaşabilir. Epididimitde görülen karakteristik üriner semptomlar yoktur. Kabakulak orşiti olan vakaların %30’unda spermatogenez geri dönüşümsüz olarak hasar görmüştür. Etkilenen testiste atrofi görülür.
    Orşitlerde testis büyümüş, hassaslaşmıştır. Skrotum cildi kızarık ve kalınlaşmıştır. Hastanın ateş 40 dereceye çıkabilir.
    Tedavide antibiyotikler, analjezik ve ateş düşürücüler, spermatik kord çevresine anestezi, yatak istirahati ve lokal soğuk-sıcak uygulanması yararlıdır. Testisin yukarı asılması hastayı rahatlatır.

    EPİDİDİMİT



    Değişik mikroorganizmaların epididime ulaşması sonucu gelişen epididim enfeksiyonudur. Psödomonas, enterobakter, N. Gonorhoea ve C. Trachomatis gibi mikroorganizmalar etkendir. Skrotumda aniden başlayan şiddetli ağrı vardır. Skrotum büyümüş ve derisi kızarıktır. Epididim hassastır. Önceleri epididim skrotumdan ayırd edilirken daha sonraki saatlerde skrotumda tek bir kitle halinde palpe edilir.
    Tedavi; antibiyotik, yatak istirahati, soğuk kompresyon, spermatik kord çevresine anestezi uygulanabilir. Seksüel ve fiziksel aktivite kısıtlanır.
    Epididimitler iyi tedavi yapılırsa komplikasyonsuz iyileşir. İyi tedavi yapılmaz ise kronikleşir, infertiliteye neden olabilir, hatta skrotal fistül gelişebilir.



    TESTİS TÜMÖRLERİ



    Testis tümörlerii tedavisi mümkün olan ve yüksek oranda kür elde edilebilen genç ve orta yaşlı erkeklerde daha sık izlenen tümörlerdir. Seminom grubu testis tümörleri radyoterapiye çok duyarlı olup orşiektomi ve ışınlama ile tüm evreler için % 90’nın üstünde kür oranı elde edilir. Non-seminom testis kanserlerinin tedavisinde efektif kemoterapi kombinasyonlarının kullanılmaya başlanmasıyla kür oranı % 40’lardan % 80’lere yükselmiştir.

    PATOLOJİ
    Testiküler malignitelerin çoğunluğu (%95) germ hücreli tümörlerdir. Germinal hücreli tümnörler seminom ve non-seminom olmak üzre iki ana gruba ayrılırlar. Seminomların klasik, anaplastik ve spermositik sub grupları vardır. Embryonel karsinom, koryokarsinom, yolk salk tümörü, teratomlar ise non-seminomatöz germ hücreli tümörlerin sub gruplarıdır.

    KLİNİK GİDİŞ
    20-34 yaşları arasında görülme sıklıkları artar. Testiste ağrılı veya ağrısız şişlik en sık izlenen semptomdur. Human koryonik gonodotropin (HCG) salgılayan tümörlerde jinekomasti izlenebilir.Paraortik tutulumda ilk bulgu bel ağrısı olabilir.
    İlk yayılımları spermatik ven boyunca renal pedikül ve paraortik bölge lenfatiklerine doğru olur. Paraortik ve vena cava çevresindeki lenfatiklere yayılım çoğu kez retrograttır. Daha sonraki yayılım duktus torasikus yoluyla sol supraklavikuler bölgeye veya transdiyafragmatik lenfatiklere olur. Hematojen metastazlar ise direk vasküler invazyonla en çok akciğer, karaciğer, beyin, ve kemiğe olur. Seminomlar çoğunlukla erken evrede teşhis edilebilirken (% 65’i evre I ve % 25’i evre II) non-seminomlarda daha geç evrelerde tanı koymak mümkün olabilir (% 45’i evre I, % 35’i evre II, ve % 25’i evre III)

    TANI ve EVRELEME ÇALIŞMALARI
    Tanı histopatolojik olarak konulur. Testiste kitle varlığında değerlendirme için yüksek spermatik kord bağlanması yoluyla yapılan radikal inguinal orşiektomi ilk tercihtir. Transskrotal biyopsi tümörün skrotuma ve lokal lenfatiklere yayılma riski dolayısıyla kullanılmamalıdır. Transskrotal yaklaşımların retrospektif olarak incelenmesi sonucunda yüksek inguinal orşiektomi ile kıyaslandığında küçük ancak istatistiki olarak anlamlı fark bulunmuştur (transkrotal da nüks oranı % 2.9 iken yüksek orşiektomide % 0.4)
    Evreleme çalışmasında fizik muayene, akciğer röntgeni, tam kan, rutin biyokimya (özellilke LDH), sedim gibi tetkikler mutlaka istenmelidir. Bipedal lenf anjiografi ve IVP bilgisayarlı abdominopelvik tomografi tetkikinin yoğun şekilde kullanılmasından dolayı artık sık kullanılmamaktadır. AFP (alfa fetoprotein) ve BHCG gibi tümör belirteçleride mutlaka istenmelidir. Seminomlarda % 10 -15oranında BHCG yükselebilir (Sinsidyotrofoblastik hücrelerden salınır). Ancak AFP yüksekliği izlenmez, eğer izleniyorsa bunlar non-seminom tümör gibi tedavi edilmelidir.. Nonseminom tümörlerin yaklaşık % 90’da BHCG ve AFP yükselir. BHCG’ nin yarı ömrü bir gün iken AFP ‘ de bu süre beş güne ulaşır.
    Takipte akciğer filmi, AFP, BHCG, LDH, abdominopelvik bilgisayarlı tomogrofi istenmelidir. American Joint Comitee on Cancer (AJCC)’nin TNM evrelemesi sıklıkla kullanılır. Bunun yanı sıra Royal Marsden evrelemesi de kullanılan diğer bir sistemdir. Evre I kanser testise sınırlıdır.Skrotum invazyonu evreyi değiştirmez ancak inguinal lenf nodlarına sıçrama riskini yükseltir. Epididim, tunika albuginea, spermatik kord tutulumu da evreyi arttırmaz, ancak retroperitoneal nod tutulumu ve nüks olasılığını arttırır. Evre II’de paraortik ve retroperitenoal lenf nodları tutulmuştur. Beş lenf nodundan fazla tutulum, 2 cm’den büyük lenf nodu varlığı, ekstanodal yağ dokusu invazyonu nüks ihtimalini arttırır. 5 cm’den büyük lenf nodu (bulky hastalık) tutulumu kötü prognoza işaret eder. Evre III’de ise hastalık artık retroperitoneal nodları da aşmıştır.

    TEDAVİ
    SEMİNOMLAR:
    Erken evre seminomlarda (Evre I ve II) yüksek orşiektomiyi takip eden radyoterapi ile % 90’nın üzerinde kür sağlanır. Mikroskobik yayılım riski altındaki lenf nodu bölgeleri (homolateral iliak ve retroperitoneal) “hokey sopası” şeklinde bir alandan 25 Gy dozda ışınlanır ve evre I’de %98 oranında kür sağlanır. Bu hastalarda aynı taraf iliak lenf nodlarının paraortik bölgeyle birlikte ışınlamasının sadece paraortik bölge ışınlaması ile karşılaştırılmasında üç yıllık nüks oranları sırasıyla % 96.0 ve %96.6 olarak bulunmuştur. Sağ kalımda benzer şekilde %100 ve %99.3 olarak bulunmuştur. Bu yüzden sadece paraortik bölge ışınlaması risk grubunda olmayan hastalarda alternatif bir tedavi yaklaşımıdır. Cerrahi sonrası ışınlama yapılmaksızın sadece takip yapılan hastalarda nüks oranı % 15 olarak bulunmuştur. Bu hastalarda nüks radyoterapi ve kemoterapi ile tedavi edilebilmiş, ve beş yıllık sebebe bağlı sağ kalım % 99.5 olarak bildirilmiştir. Bu yüzden düşük risk grubu hastalarda diğer bir alternatifde radyoterapisiz takip olabilir. Evre II’de gross hastalık bölgesine 10 Gy ek doz verilir. 5 yıllık sağ kalım % 90 civarındadır. Gerek duyularsa bu hastalarda mediasten ve sol supraklavikular bölgede ışınlanabilir. Evre IIB’de toplam doz gross hastalık bölgesinde 45 Gy’ e kadar çıkabilir. Cisplatin içeren kombinasyon kemoterapileride tedaviye eklenebilir. Bu grup hastalarda beş yıllık sağ kalım % 60 civarındadır. Evre III-IV hastalıkta ilk tedavi kemoterapi olmalı ve residüel hastalığa radyoterapi yapılmalıdır. En sık bleomysin, etoposid ve sisplatin kombinasyonları kullanılır. EP, PVB, VIP rejimleri de diğer kullanılan şemalardır.Bu grup hastalarda ise beş yıllık sağ kalım % 60’ın altındadır.

    NON-SEMİNOMLAR
    Effektif kemoterapi rejimlerinin gelişmesiyle bu tümörlerin iyleşmesinde hayli başarı sağlanmıştır. Erken evrede erişkinlerde abdominal yoldan testisin çıkarılması ve retroperitoneal lenf diseksiyonu uygulanan bir metoddur. (Bu metodun uygulandığı klinik olarak evre I olan % 27 hasta evre II ye yükselmiştir) Ancak çocuklarda retroperitoneal lenf nodu diseksiyonunun morbidite (tam empotans veya retrograt ejekülasyon) dışında tedaviye bir katkısı yoktur. Kemoterapi nüks düşünüldüğünde hemen uygulanmalıdır. Diğer bir alternatif de lenf nodu diseksiyonu uygulamadan yüksek inguinal orşiektomi yapılmasıdır. Hastalar kısa aralıklarla dikkatli olarak takip edilmelidirler. % 90-95 civarında kür elde edilebilir. İleri hastalıkta ( bulky evre II, evre III ve IV’de) kombinasyon kemoterapisi uygulanır (BEP, PVB, VIP). Kemoterapi orşiektomiyi takiben de uygulanabilir. Seçilmiş vakalarda kemoterapi sonrası residü hastalığı olanlarda residü kitlenin çıkarılması da bir alternatifdir (Ancak sağ kalım avantajı göstermez, fakat rasidüde malign hücrelerin varlığı kemoterapiyi uzzattırabilir). Diğer bir alternatif te mikroskobik hastalığa veya büyük lezyona radyoterapi uygulanmasıdır (40-45 Gy). Klinik çalışama olarak otolog kemik iliği nakli ve yüksek doz kemoterapi uygulamaları devam etmekte olup, sonuçları netleşmemiştir. İleri hastalık grubunda kür oranı % 60-80 arasında değişmektedir.

    TEDAVİYE BAĞLI YAN ETKİLER

    ERKEN DÖNEM
    25 Gy dozunda uygulanan radyoterapide yoğun yan etkiler gözlenmesi nadirdir. Bulantı, iştahsızlık, diyare izlenebilir. Kemoterapiye bağlı olarak erken dönemde bulantı kusma, halsizlik, nötropeni ve allopesi gözlenir.
    GEÇ DÖNEM
    25-35 Gy dozlarında da geç etkiler sık izlenmez. Tedavi sırasında böbreğin aldığı doza dikkat edilmelidir. İkincil malignite oluşması oldukça nadir olup en erken tedaviden 10 yıl sonra gözlenebilir. Kemoterapiye bağlı oligospermi, ikincil lösemi, renal fonksyon bozukluğu, işitme kaybı (sisplatin içeren rejimlerde), pulmoner toksik etkiler (bleomisin içeren rejimlerde) gözlenebilir.

    RADYASYONUN SAĞLAM TESTİSE ETKİLERİ
    Testis radyasyona çok hassastır. 1 Gy oligospermiye, 6 Gy mutlak steriliteye neden olur. Pek çok hastada tedavi öncesi sperm bozuklukları veya oligospermi mevcuttur. Seminom olgularında radyoterapi uygulandığında radyasyonun saçılma etkisine bağlı olarak karşı testiste problem doğabilir. Saçılan doza bağlı olmak üzere radyoterapiden sonra sperm sayısında azalma izlenebilir (interfaz ölümü). Yedinci haftadan sonra oligospermi, onuncu haftadan sonra aspermiye rastlandığı rapor edilmiştir. Genellikle bir yıl içinde düzelme izlenir. Karşı testisi korumaya yönelik bloklama yapılırsa bu etkiler daha az oranda izlenir.
    Tags: Add more tags...,

    Cilt yapısı ve yaraların iyileşmesi

    Cilt yapısı ve yaraların iyileşmesi

         
    Cilt insan vücudunu kaplayan en geniş organ olup organizmanın çevreye karşı dış duvarıdır; dolayısıyla bazı fonksiyonları yerine getirmekle yükümlüdür.

    Mekanik, kimyasal ve biyolojik etkilere karşı koruma sağlar. Su dengesini ve vücut sıcaklığını düzenler. Dokunma, basınç, sıcaklık ve acı gibi duyuları ileten bir duyu organıdır. Kızardıklarında veya sarardıklarında açık tenli kimselerin cildinde duyguları gözükür. Cilt aynı zamanda bağışıklık süreçleriyle de ilgilidir ve metabolik fonksiyonlara (D2 vitamini ve kolesterol sentezi) sahiptir.

    Cildin icra ettiği fonksiyonların çeşitliliği karmaşık yapısına yansımıştır. Cilt, her biri farklı bir doku yapısına sahip üç tabakadan oluşur.

    Bir araya gelerek cildi oluşturan üç tabaka dıştan içe doğru epidermis, dermis (corium) ve sub kutistir. Her tabaka bundan sonraki bölümde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.

    Yaralar kavramıyla iki fizyolojik yara iyileştirme yolu da açıklanmaktadır. Epidermis cildin en dıştaki tabakasıdır. Birkaç keratinosit tabakadan oluşur. Kalınlığı vücudun bölümüne, yaşa ve cinsiyete bağlı olarak değişir. Epidermis hücreleri dört tabakaya ayrılabilir. İçten dışa doğru bunlar stratum basale epidermidis (tek tabakalı), stratum spinosum epidermidis, stratum granulosum epidermidis (tek katlı veya çok katlı) ve stratum corneum epidermidis.

    Keratinositler epidermisin stratum basalede teşekkül eder. Süreç sırasında yapılarını değiştirerek üst tabakalara yayılırlar. Stratum spinosumda diken hücreleri, Stratum granulosumda granüler hücre ve stratum corneum da horny hücreler şeklinde bulunurlar. Bir keratinositin bütün tabakaları kat ederek cansız bir horny hücre olarak yüzeye düşmesine kadar geçen süre turnover olarak adlandırılır ve genellikle dört hafta kadar sürer.

    Epidermiste mevcut diğer hücreler arasında melanositler (pigment üreten hücreler), Meckel hücreleri, Langerhans hücreleri lenfositler bulunur. Dermisten farklı olarak epidermiste damar bulunmaz. Beslenme, altta bulunan dermisten difüzyon yoluyla olur.

    Dermis, cilde elastikliğini veren lifli ve iyice damarlaşmış bir dokudur. İki dokudan oluşmuştur, stratum papillare ve stratum reticulare.

    İnce yüzey tabakası olan stratum papillare ince elastik lifler içerir ve bağ doku kabarcıklarıyla epidermise bağlanır. Bu kabarcıklar yoğun bir kılcal damar ağıyla çevrelenmiş olup, epidermise kan gitmesini sağlarlar. Stratum papillare aynı zamanda histositler, fibroblastlar, meme hücreleri ve bağışıklık hücreleri, serbest sinir uçları ile dokunma ve basınç algılayıcıları gibi hareketli bağ doku hücreleri bakımından da zengindir.

    Cildin Anatomisi

    Epidermisin yapısı

    stratum corneum
    stratum granulosum
    stratum spinosum
    stratum basale
    Fonksiyonu

    vücudu dış çevreden korur
    Ana hücre tipleri

    keratinositler
    ömrü: yaklaşık dört hafta
    Dermisin yapısı
    Damarlı ve lifli doku iki tabakadan oluşur:

    stratum papillare
    stratum reticulare
    Fonksiyonu

    epidermisi difüzyonla besler
    cilde elastikliğini verir
    sıcaklığı ve kan basıncını düzenler.
    Bağlantıları

    ter bezleri
    kıllar
    yağ bezleri
    Alttaki geniş stratum reticulare esas olarak vücut yüzeyine paralel uzanan kalın kollajen lif demetleri ve elastik liflerden ibaret bir ağ yapısı oluşturur. Ter bezleri, kıl bezcikleri ve yağ bezleri gibi epitel uzantılarının kökleri buradadır. Subcutise bitişik olan dermis ana fonksiyonları vücut sıcaklığı ile kan basıncını düzenlemek olan küçük ilâ orta boy damarların oluşturduğu bir ağ yapısını içerir. Subcutis dermisin altında bulunur ve iki tabakayı ayıran belli bir sınır yoktur.

    Subcutis yapısı

    yağ doku
    bağ doku
    Fonksiyonu

    taşıyıcı ve bağlayıcı tabaka
    ısı ayarlama
    mekanik tampon
    Subcutis dermisin altında bulunur ve iki tabakayı ayıran belli bir sınır yoktur. Subcutis fasyanın başladığı yerde biter.

    Subcutis, içinden kan damarları, sinirler ve lenf damarlarının geçtiği bağ doku perdelerinin birbirine bağladığı yağ doku lobüllerinden oluşur. Subcutis cildi matrixle irtibatlandıran taşıyıcı ve bağlayıcı bir tabakadır. Enerji deposu ve mekanik tampon görevi yapar ve vücudu sıcaklık dalgalanmalarından korur. Subcutis yapısı cinsiyete, vücudun hangi bölümünde bulunduğuna, yaşa, besleme durumuna ve diğer bazı faktörlere göre farklılık gösterir.

    Yara, normal fonksiyonlarını kesintiye uğratacak tarzda bir dokunun yaralanması veya tahrip olmasıdır. Organizmanın doğal tepkisi yaraları mümkün olduğunca kısa sürede kapatmak ve yapıların normal sürekliliğini geri getirmektir. Bu süreç yara iyileşmesi olarak adlandırılır. Yara iyileşmesi tüm dokularda aynı biyolojik ve biyokimyasal prensipleri takip eder. Yara iyileşmesi, yaranın şiddet ve durumuna bağlı olarak birincil ve ikincil olmak üzere iki tipte olabilir. Birincil yara iyileşmesi yara iyileşmesinin optimum çeşididir. Birincil yara iyileşmesinin meydana gelebilmesi için yaranın kenarları düzgün ve aynı hizada bulunmalı, yara temiz ve iyi pansuman yapılmış olmalıdır. Birincil yara iyileşmesi, hissedilir hiçbir yangı olmadan yaranın dört - altı günde süratli ve karmaşıklaşmamış kapanmasıyla sonuçlanır. Çok az kabuk bağlama meydana gelir ve yapı ile fonksiyon büyük oranda eski haline döner.

    Doku kaybı, hizası bozuk yara kenarları, enfeksiyon veya kan beslemesinde yetersizlik varsa, ikincil yara iyileşmesi meydana gelir. İkincil yara iyileşmesi bir haftadan uzun süren ve genellikle iki - üç haftayı geçmeyen gecikmeli bir iyileşme süreciyle tanınır.

    İkincil yara iyileşmesi değişmez olarak fonksiyon görmeyen büyük bir kabuğun teşekkülüyle sonuçlanır.

    Yara iyileşmesi tipleri

    Tanım

    fonksiyon kaybı eşliğinde doku yırtılması veya tahribi
    Yara iyileşmesi tipleri

    birincil ve ikincil yara iyileşmesi
    Birincil yara iyileşmesi

    optimum iyileşme
    dört ile altı günde iyileşme
    karmaşıklaşma yok
    kabuk bağlama çok az veya hiç yok, fonksiyon kaybı hiç yok
    İkincil yara iyileşmesi

    karmaşıklaşma dolayısıyla geç iyileşme
    kayda değer kabuk bağlama
    iki ilâ üç haftada iyileşme

    Tedavi Yolları

    Yara temizleme geç iyileşen yara yönetiminde yaygın olarak uygulanır. Bazı enzimsel, mikrop kırıcı, fiziki ve cerrahi temizleme teknikleri kullanılabilir. Bunlar gelecek bölümde açıklanmaktadır.

    Bir yara temizlenirken hijyenik çalışma şartlarının muhafazası, pansuman karışıklıklarının önlenmesi ve yaranın kurumasının durdurulması önemlidir.

    Enzim preperatları yara temizliğinin temel dayanaklarından biridir. Enzimler, exudatif fazda nekrotik malzemeyi ve kabuğu seçici olarak parçalayarak fizyolojik yara temizliğine takviyede bulunurlar. Bu da yeni dokunun (granülasyon ve epitelleşme) üretilmesini hızlandırır. Enzimle temizlemenin önemli avantajlarından biri sağlıklı doku el değmeden kalırken nekrotik dokunun ayrılmasıdır.

    Doğal kollajen en önemli insan bağ dokusu proteinidir ve öyle olunca cildin önemli bir yapısal elemanıdır. İnsan kollajeni, doku tipine göre farklı biçimde düzenlenmiş paralel tropokollajen moleküllerden ibaret örgüye benzer fibrillerden meydana gelir.

    Kollajenin temel bileşeni olan tropokollajen helixel olarak birbirlerine sarılmış polipeptit zincirlerinin üçlü helixinden yapılmıştır.

    Her polipeptit esas olarak amino asitler, glisin, hidroksiprolin ve prolinden meydana gelir. Bu bileşenler glisinle başlayan üçlü spiral oluşturur.

    Kollajenaz kollajeni parçalayabilen tek enzimdir. Yara iyileşmesinin exudatif safhasında, yer değiştiren fibroblastlar, keratinositler, makrofajlar ve granülositler tarafından yaranın içine endojen kollajenazlar salınır. Kollajenaz kollajen liflerini daha sonra proteazlar tarafından daha da parçalanabilen dörtte bir ve dörtte üçlük parçalara ayırır. Böylece ortaya çıkan çok küçük kollajen parçalanma ürünleri granülosit ve makrofajların yer değiştirmesi için kemotatik çekici olarak hareket ederler. Granülosit ve makrofajlar nekrotik malzemeyi fagositoza tâbi tutarak yara temizleme sürecine devam ederler. Makrofajlar aynı zamanda granülasyonu hızlandıran (proliferatif faz) kollajenazlar ve biyolojik bakımdan aktif maddeler de salgılar. Yeni granülasyon dokusu teşkil edildiğinde, yeni dokuda fazla hücre çoğalmasını önlemek için, kollajen aktifliği azaltılır. Geç iyileşen yaralarda, bir endojen kollajenaz ek-sikliği vardır. Bu da, kollajen lifleriyle yaranın taba-nına bağlanan nekrotik dokunun yeterince parçalanamaması demektir.

    Endojen kollajenaz aktifliğini artırıp iyileşmeyi hızlandırdığından, yaraları geç iyileşen hastalarda bakteriyel kollajenaz preperatlarının kullanılması özellikle tavsiye edilmektedir.

    Geç iyileşen bütün yaralara bakteriler koloni kurar. Ancak, bu tedavi gerektiren bir enfeksiyonun varlığını göstermez. Bu nedenle, antibiyotikler ancak milimetreküp başına 105'ten çok koloni teşkil eden birim kültürü gelişmişse ve bitişik dokunun süzmesi nedeniyle kızarıklık ve acı, yaradan su ve püy sızıntısı veya ateş gibi sistemsel belirtiler varsa kullanılmalıdır.

    Yara enfeksiyonuna neden olan en yaygın patojenlerden bazıları Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa ve streptococ'dur.

    Antibiyotikler sistemik veya lokal olarak kullanılabilir. Antibiotiklerin lokal kullanımı bazı nedenlerden dolayı problemlere yol açabilir. Onların kullanılması patojenlerin daha dirençli olmasına yol açabilir veya dokunma alerjilerini ortaya çıkarabilir. Buna ek olarak, yara iyileşmesi sürecine zarar vermeden yeterli ilaç seviyelerinin elde edilmesi zordur. Lokal tedavinin bir avantajıysa, ilacın kan dolaşımı içine asgari emilmesi nedeniyle neredeyse sistemik yan etkisinin bulunmayışıdır.

    Hassasiyet riski yüzünden, lokal tedavi için antibiyotikler yerine antiseptikler kullanılabilir.

    Bununla birlikte, antiseptik kullanılırken etki yelpazelerinin sınırlı olduğu, hassasiyete yol açabildikleri-antibiyotiklerden az olsa bile-uygulandıklarında acıya yol açabilecekleri ve yara iyileşmesi sürecine büyük zarar verebileceklerinin unutulmaması önemlidir.

    Nekrotik dokunun ayrılıp yaranın temizlenmesini sağlamak için fiziksel tedbirlere başvurulabilir. Bu tedbirlerden bir tanesi, ıslak sargı uygulanmasıdır. Kullanılacak en iyi çözüm, yaradaki elektrolit dengesini altüst etmediğinden yara iyileşmesi sürecine zarar vermeyen Ringerle yıkanmasıdır. Koloni teşkil eden birimlerin sayısını azaltmak üzere denenip test edilen tedbirler arasında H2O2 ile yıkama ve UV-C ışığıyla ışınıma maruz bırakma bulunmaktadır.

    Cerrahi temizleme geç iyileşen yaralar halinde bir başka alternatiftir. Cerrahi yoldan, yabancı cisim dokusu, nekrozlar, kabuk ve kötü pansuman yapılmış doku etkin biçimde çıkarılıp yaranın kenarları kolayca temizlenebilir. Enfeksiyona uğrayan bölgeler kesilip çıkarılabilir ve salgıların uzaklaştırılması için çıkışlar bırakılabilir. Bununla birlikte cerrahiyle, taze granülasyon dokusunu zedeleme riskinden bahsetmesek bile, yüksek enfeksiyon, kanama ve acı riskiyle ilişkilidir. Bu nedenle, cerrahi temizleme ancak doğru eğitim verilmiş personel tarafından yapılmalıdır.


    <- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->


    Free Counter otel emlak inşaat tekstil Health blogs

    Bedava Bedavadk Arabul Araba LinkBankasi.Net Dizin , TrDizin Academics blogs Blogarama - The Blog Directory oyunlar



    www.kampanyaci.tr.cx

    Kampanyaları sitene ekle



    Bedava Site Ekle Site Ekle Site Ekle
    Baharyayinevi site ekle, arama, toplist, bedava
    Sohbet Chat Esitekle.Com Sitenizi Ekleyin Hitiniz Artsın Web Dizin en kral siteler Burada Eklemeniz Sadece 1 Dakikanızı Bile almaz trcafe.com esiteekle.com sohbete.net fixarkadas.com iyisohbet.gen.tr Arkadaşlık Arkadaş Mesajlar Sözler Arkadaş Arkadaşlık Aşk sevgi Ahşap Kapı Ahşap Kapı Amerikan Kapı Mobilya Toplist Güzel Sözler chat odaları Sohbet odaları Site Ekle Sex çet Oyun Oyunlar canlı sohbet chat odaları